Kurulamamış ilişkiler, yanlış zamanlamalar, karanlıkta el yordamıyla araştırmalar bu sonucu hazırlamıştı. Hep yanlış zamanlarda doğru yerde, doğru zamanlarda yanlış yerlerdeydik. Hep kıl payı kaçırmıştık birbirimizi.
Her birimiz yalnızız! Kuruyan tenlerin altında donup kalan damarlarıyla, giderek yıpranan ciğerleri, böbrekleri ve çekilen kanıyla; içinde taşıdığı, sinsi sinsi hazırlanarak onu başkalarından ayıran ölümüyle, her insan yalnızdır.
…nefret ediyorum bana gerçek yüzümü gösteren aynalardan. Yalnızken çoğu zaman hiçliğe yuvarlanıyorum. Ayağımı uzatmalıyım gizlice, düşüp gitmeyeyim diye dünyanın kıyısından hiçliğe. Sert bir kapıya vurmalıyım elimi, kendimi yeniden bedenime çekebilmek için.
Eğer aşka sınır koyarsak insan tamamen şekilsiz bir hale gelir; aynı şekilde eğer manevi yaşama sınır koyarsak insan büyük bir sarsıntı geçirir. Bazıları bunu diğerlerinden daha güçlü hisseder; dünyayı aşk eksikliğinden kurtarmak için kendilerini tamamen bir başkasına adarlar. Bir kurban gibi. Bu aşka, içinde yaşadığımız dünya tarafından sınırlar konulduğunu gördüğü zaman insan acı çekmeye başlar.
Beni bu akvaryuma kapatmanızın tek nedeni var… Hayır, sizin yaşamınızı onaylamıyorum. Hayır, sizin şeffaf giysili kadınlarınızdan biri olmak istemiyorum. Cumartesi gecesi, bir restorandaki masanızda çeşitli yabancı menlilerle ve budala ama bağıran müzikle küçük gülücükler, aptal tebessümlerle baştan çıkartan bir kadın olarak sunulmayı istemiyorum.
-Bana aşıksın demek…
- Evet
- Peki ne istiyorsun? Beni öpmek mi istiyorsun?
-Hayır
- Benimle sevişmek mi istiyorsun?
- Hayır
- Benimle gezintiye çıkmak, seyahat mi etmek istiyorsun ?
-Hayır
- Ne istiyorsun peki?
- Hiç bir şey -